30.5.11

eminönü

  

eminönü.
istanbul dediğim; yarısı emin yarısı önü.
bu turşucular. bu oyuncakçılar.
bu balık kokusu. bu kalabalık sesi.
bir yerde kalmış olmalı zaman
hiç gelmiyor şimdi'si.

güneşsuyu

"Gökyüzünde güneş, midemde güneş suyu." john fante*.
mevsim isimleri içinde, her mevsimin rengini anlatan bir karşılık olmalı.
yaz, bu kadarla bitmemeli mesela ve "toza sor*"ulmalı.

ile:erdem önel,enes yurdaün.

24.5.11

karaköy

orada hep serinlik var, trenin yavaş gelişine rağmen. serinliğin içinde eskimişlik kokusu. misafirsin, uğramışsın, gideceksin. kokunun içinde bekleyiş var. ne kadar beklesen de hep, geçmiş. hepsi, gitmiş.

23.5.11

mavi kuş.

bazı şarkılar bu bulutların ardından yazılmış olmalı. bu çiçeklere değmişliği, bu maviliği izlemişliği var bazı şarkıların.

fotoğraf: enes yurdaün.
şarkı: bülent ortaçgil-mavikuş.

fotoğraf içi

izleyebildiğim bir karanlık.
aydınlatabildiğim:
fotoğraf içinde fotoğraf.
fotoğraf içinde ayna. 
fotoğraf içinde pencere.

fotoğraf: enes yurdaün.

siyahbeyaz.

                       
ay ın doğuşuna uyanır siyahbeyaz.
ve bazı şeyler her renkle, siyahbeyazdır.
su hep siyah beyazdır, yaşlılık hep siyahbeyaz.
sigara içmek siyah beyazdır, dumanı hep siyahbeyaz.

fotoğraf: enes yurdaün .

17.5.11

yaz

mevsim:yaz. mevsim:yaz. mevsim:buralarda hep yaz.
adım:yaz. adım:mevsimlerden yaz.
sular:yaz, sularla yazılan kırmızı bir yaz.
yansıma:minik yaz.
gölge:akşamlayan yaz.

yangın daha

yanan fotoğrafı çok sevdim diye, ikinci bir yanık daha. evet, bu yanığı da çok sevdim. demek ki ben yanık şeylerden hoşlanıyorum: yanık börek, yanık kurabiye, yanık fotoğraf, yanık ten hariç.  ile:kübra yıldız

16.5.11

boş

bazı yollar, bazı adlardan ayrı yerlerde ikamet etmektedir. bu yolun adı neşe dir mesela, tok bir neşe: mütevazi bir neşelilik. gülümseyiş. tir. ancak bu kelimeler bu sokağı değil de başka "insan halleri"ni hatırlatır. oysa bu sokak hiç karşılık beklemeden, bu kelimeleri hatırlatır.

13.5.11

ulik.


bir renk olduğun hep belli. fındıklı rıhtımdayız. ve ilk defa fotoğraf çekiyoruz heyecanındayız. güzel bir tarih, güzel bir anı. sigara bile, onunla kibar. böyle bir insan işte: erdem önel.

yangın

fotoğraf nasıl yanarmış” ı da gördüm böylelikle. sol: hüzün, sağ: yüzün.

trois couleurs…


kieslowski olalım deyip bir de böyle denedim mandalları. mandallar da baharı yaşasın, fotoğraflar da biraz “şimdi” yi tatsın istedim.

mutfak manzarası.


bu evlerin ardında deniz var ve sanki deniz: iriyarı bir adam ve yaz kış palto giyiyor, elleri siyah; suya değmemekten, elleri sert; ele değmemekten, elleri kar; tene değmemekten. oysa öyle değil, deniz; bildiğimiz; fakat bu evler; bu mutfak manzarası; bir daha bilemeyeceğimiz.

adını koyamadım

ne yaşını, ne adını.

üç çayı




“laterne” yi küçükken öğrendiğim almanca bir çocuk şarkısında bırakmış, bu yaşımda(mekanın adı: laterne) karşılaşınca nasıl olur ki şaşkınlığı yaşamıştım. şarkı canlanmış, kısır, börek yapmış ve incebellibardaklık çay demlemişti. çiçeklerle süslenmiş, kapalı alanda açık alan hissini tüm havaya karıştırmışlardı. epey soluduk, güzel kareler, güzel anılar.   ile:pınar hızarcı.

erenköy

istanbulda sessizliği anlatacak muhitler gördüm. kuş kafesleri, kuşsuz. sessizlik de böyle bir şey değil miydi zaten?

müsaade.

o olmasa, bu fotoğraflar olmazdı. sırf bu sebeple değil tabii, fakat bunun beraberinde:iyi ki varsın.

chez moi.


ebru teknesi ve etrafındaki minik boya kavanozları hep evimizin bahar kısmı. bir de pencere önünde bayburttan toplayıp getirdiğimiz çiçekler var. o çiçeklerin bir de kokusu var tabii. fakat öyle çiçek kokusu değil; ve sanırım tarifi yok. desenli mumlarımız da ablamın can sıkıntıları, ve kenardaki iki kuş, onlar da benim sevinçlerim. ve bu iki fotoğraf da, bizim evin hali,vakti. biraz sakin biraz akşam.

yonca apartmanı

her yer otel, her yer iş hanı, bir yer yonca apartmanı. önünde koca bir çınar, kış uzun sürdü diye hala uyuyor, yeşillenmedi, neşelenmedi pek ağaç. şimdilik başka ağaçların ardına sakladım evi. ama bir yaz olsun, bir taşınma zamanı gelsin. asıl o zaman çekeceğim: veda fotoğrafımı.

fındıklı


lensi hızla çevirdiğimizde motor bize doğru geliyor gibi olur muymuş erdem? denedik, olmadı, biraz yoğunlaştığımda bana doğru geldiğini sanmıyorum değil. peki ya kütüphanenin manzarasına ne demeli? o çiçek orada olmasa, bu fotoğrafın hiçbir anlamı olmazmış ya…, her baktığımda da diyorum bunu, kendime.

levent 1

 
mesela bir, birlevent günüydü. kulelerin arasında fotoğraf makinemizin nostaljisine uygun bir yer bulamacağız sanıp üzülmüşken kendi başına balkonunda gazetesini okuyan biri ve o biri gibi yalnızlık kokan evini ne mutlu ki son poz olarak hayatıma kattım. hiç ummazdık ama az ileride bir de karavana rastladık. böyle güzel bir kareyi de es geçemezdik. sevgili çisel ve sevgili şapkası ve naif pozuyla.